Bugün arkadaşlarımın birinden bir mail aldım, herkesin okuması, ders çıkarması gereken maillerden. mail listemdeki herkese gönderecektim ama buraya yazmanın daha doğru olacağını düşündüm, isteyen okur istemeyen …
Mailin tamamı aşağıda.
‘Yıl 1953… Kore Savaşı günlerinde bir Amerikalı yetkili (Mr. Foster
Dulles) Türk askerini, ‘çok masrafsız, günlük masrafı 23 Cent’i
aşmıyor’ diye övmüştü.
Mr. Dulles’ın bu sözleriyle ilgili tek yorum, ‘23 Cent’lik Asker ‘adlı
şiiriyle Nâzım Hikmet’ten gelmişti.
Gerçi 53 yıl sonra Bay George Soros da, ‘En önemli ihraç malzemeniz
askerî gücünüz’ dememiş miydi?..
İşte, Nâzım Hikmet’in Mr. Dulles’a cevâbı…’
23 Sentlik Asker
Mister Dulles,
sizden saklamak olmaz,
hayat pahalı biraz bizim memlekette.
Meselâ ikiyüz gram et alabilirsiniz,
koyun eti,
Ankara’da 23 sente,
yahut iki kilo kuru soğan,
yahut bir kilodan biraz fazla mercimek,
elli santim kefen bezi yahut,
yahut da bir aylığına
yirmi yaşlarında bir tane insan,
erkek, ağzı burnu, eli ayağı yerinde,
üniforması, otomatiği üzerinde,
yani öldürmeğe, öldürülmeğe hazır,
belki tavşan gibi korkak,
belki toprak gibi akıllı
belki gençlik gibi cesur,
belki su gibi kurnaz (her kaba uymak meselesi) ,
belki ömründe ilk defa denizi görecek,
belki ava meraklı, belki sevdalıdır.
Yahut da aynı hesapla Mister Dulles(tanesi 23 sentten yani)
satarlar size bu askerlerin otuzbeşini birden
İstanbul’da bir tek odanın aylık kirasına,
yahut bir çift iskarpin parasına.
Yalnız bir mesele var Mister Dulles,
herhalde bunu sizden gizlediler:
Size tanesini 23 sente sattıkları asker
mevcuttu üniformanızı giymeden önce de,
mevcuttu otomatiksiz filan,
mevcuttu sadece insan olarak,
mevcuttu, tuhafınıza gidecek,
mevcuttu hem de çoktan mı çoktan,
daha sizin devletinizin adı bile konmadan.
Mevcuttu, işiyle gücüyle uğraşıyordu,
mesela, Mister Dulles,
yeller eserken yerinde sizin New York’un,
kurşun kubbeler kurdu o gökkubbe gibi yüksek, haşmetli, derin.
Elinde Bursa bahçeleri gibi nakışlandı ipek.
Halı dokur gibi yonttu mermeri,
ve nehirlerin bir kıyısından öbür kıyısına
ebemkuşağı gibi attı kırk gözlü köprüleri.
Dahası var Mister Dulles,
sizin dilde anlamı pek de belli değilken henüz,
zulüm gibi, hürriyet gibi, kardeşlik gibi sözlerin,
dövüştü zulme karşı o, ve istiklâl ve hürriyet uğruna
ve milletleri kardeş sofrasına davet ederek,
ve yârin yanağından gayrı her yerde,
her şeyde, hep beraber diyebilmek için,
yürüdü peşince Bedreddîn’in.
O, tornacı Hasan, köylü Mehmet, öğretmen Ali’dir.
Kaya gibi yumruğunun son ustalığı:
1922 yılı 9 Eylülü’dür.
Dedim ya Mister Dulles,
Herhalde bütün bunları sizden gizlediler,
ucuzdur vardır illeti.
Hani şaşmayın, yarın çok pahalıya mal olursa size,
bu 23 sentlik asker,
yani benim fakir, cesur, çalışkan, milletim,
Her millet gibi büyük Türk milleti.
Nâzım Hikmet Ran (1953)
* * *
Acı olan nedir bilir misiniz, Türk evlâtlarına ‘kellebaşı 23 cent’
fiyat biçen o zihniyete vatan haini ilan edilen Nâzım’dan başka hiç kimsenin cevap vermemiş
olmasıdır!..
Popularity: 15% [?]
Cami imamı Abdullah hoca , bir iş için resmi dairelerden birine gider.
Kendisinden TC kimlik numarası istenince, en yakın internet- cafenin yolunu tutmak zorunda kalır.
Cafenin kapısından girerken levhada yazılı isim ‘fesubhânallah’ lar,estagfirullah’ lar çektirir hoca efendiye, hem de peşpeşe:
”Cen.Net CAFE ”
Cafe işleten delikanlıya:
Evlâdım T.C. kimlik numarası istediler benden, yardımcı olabilir misin?
- Tabi amcacım, siz şuraya oturun, şu işimi hemen bitirip sizinle ilgilenirim.
Abdullah hoca başlar beklemeye. Böylelikle bulundugu mekânı inceleme fırsatı da geçer eline.
Demek ki gençlerin girip bir türlü çıkmak bilmedikleri, internet-cafe denilen yer burasıdır.
Gözüne takılan her detaydan rahatsız olarak, huzursuz bakışlarla etrafını süzer durur.
Evin bodrumunda kurduğu fare tuzakları gelir aklına. Küçücük bir peynire tutsak olan fareler
nasıl kapandan çıkamıyorlarsa, ayrı telden, ayrı telden oyunlara yakalanan gençlerin de
buradan çıkamadıklarını düşünür. Bir ‘fesubhanallah’
Bir ‘fesubhânallah’ daha çeker ve:
- Ähir zaman fitneleri işte canım,der kendi kendine.
Hoca efendinin huzursuz olduğunu fark eden delikanlı hemen bir çay söyleyince, kendisine ikram edilmesinden memnun olur.
En azından bu da bir hürmet ifadesidir.’ Aferin’ derken içinden, hayıflanır, istemeden:
- Yazık oluyor bu gençlere, hayatlarını heder ediyorlar.
Boşa hayıflanmanın, vah vah demenin, bir faydası olmayacağını bildiği için, delikanlıyla hasbihal etmeye karar verir:
- Delikanlı sana bir şey soracağım ama bilmem ne düşünürsün?
- Buyurun amca, ne soracaktınız?
- Sen ALLAH’ı (cc) bilir misin?
Birbirine girmiş, hiçbir şekle benzetemediği jöleli saçları,
her baktığında bir ‘fesubhanallah’ daha çektiği sakal şekliyle bu delikanlıdan aldığı cevap, hoca efendiyi pek şaşırtır.
Cafeyi işleten delikanlı gülümseyen gözlerle bakarak:
- Kul, kendisini yoktan var edip hayat bahşeden, düşünecek akıl, görecek göz veren Rabbini nasıl bilmez amca?
Hayretle sormaktan alamaz kendisini:
Biliyor musun? Peki neyle biliyorsun ALLAH’ı(cc), bana bir anlatır mısın?
Delikanlı eliyle cafedeki bilgisayarları göstererek cevap verir:
- Bu bilgisayar ile biliyorum amca.
- Bunlarla mı? Pek anlayamadım.
- Bu bilgisayarları n varlığı benim nazarımda ALLAH’ın (cc) varlığının en açık delillerinden biridir.
Bilgisayar kullananlar gayet iyi bilirler amca,böyle bir makine, ancak bir mühendis ve üstün bir teknoloji ile var olabilir.
Ateistin en önde gidenine sorsan, bu zımbırtının tesadüf eseri oluşmayacağını,
mutlaka birisi tarafindan yapılmış olduğunu söyler sana.
Meselâ Darwin kalkıp dirilse, şu laptopu göstersen, desen ki:
‘Bu Älet, şu hesap makinesinin tesadüfler zinciriyle evrimleşmiş hâlidir.’ Darwin bile ‘çüş lan deve’ der.
Abdullah Hoca delikanlının anlattıklarından hoşlanmıştır. Keyiflenir:
- Bilgisayarın kendiliğinden yapıldığını kabul etmeyen adam, onu yapan insanın yaratılmış olduğuna gelince kıvırıveriyor değil mi evlâdım?
Bak amca, burada 20 tane bilgisayar var, bunlar bir sistemle birbirine bağlı, hepsi bir program tarafından idare ediliyor.
Bu sistemi ben kurdum, burayı ben çekip çeviriyorum. Buradaki düzen benden sorulur;
Yani bir anlamda da farzi muhal buranın rabbi benim.
Bazen oyun oynayıp, interneti kullanıp para ödemeden sıvışmaya kalkanlar oluyor.
Hemen yakaliyorum onları. ‘Gel bakalım! Nereye gidiyorsunuz böyle?
Buranın nimetlerinden faydalanıp başıboş bırakılacağınızı mı zannettiniz?
‘Paramız yok abi! ‘ derlerse; ‘Yok öyle yağma! ‘ deyip cezalandırıyorum.
İnternet-cafeyi temizletiyorum: paspas yapıyorlar, camları silip tuvaleti temizlettiriyorum.
Bir saat oyunun, internetin bedeli olur, bunun hesabı sorulur da, sayısız nimetlerle dolu koca bir ömrün hesabını sormazlar mı insana?
Bir cafenin bile işlerini düzenleyen, tertip eden biri varken, koca kâinatı kusursuz işleyen bu sisteminin bir kurucusu olmaz mı?
Olmaz diyenin ahmaklığını bütün noterler tasdik etmez mi?
- Vallahi evlâdım pek takdir ettim seni. Peki ALLAH’ı (cc) nasıl bilirsin, neye benzetirsin?
-Ben Allah’ı hiçbir şeye benzetmeden bilirim amca.
- Bunun böyle olacağını nasıl bildin evlâdım?
Delikanlı eliyle bilgisayarları işaret etti:
Yine bunlar sağ olsun. Bu bilgisayarları yapan mühendisler başka, bilgisayarlar başkadır.
Birbirlerine benzemezler.
Programı yazan insan başkadır, ortaya konulan program ise bambaşka.
Bilgisayarda yüklenmiş bilgiler vardır, fakat benim bilmem yine başkadır.
Kamerası vardır, ses düzeni vardiır, ama benim gözlerim ve duyup konuşmam farklıdır.
Abdullah amca çocuğun feraset ve anlayışını çok beğenmişti.
Sorduğu sorulara aldığı cevaplar, gayet mantıklıydı ve berrak bir imana işaret ediyordu.
Aslında buradaki işi bitmiş, kimlik numarasını çoktan almıştı; ama muhabbete devam etmek istedi
- Peki varlığına inandığın Rabbin için ne yapman gerektiğine dair ne biliyorsun?
Ne yapmam gerektiğini biliyorum amca, fakat ne kadarını yapabildiğim hususunda
kendimi yeterli görmüyorum.
- Ne bildiğini söylersen, neler yapabileceğine dair yardımcı olabilirim belki evlâdım.
- Neler yapmam gerektiğine dair şuradan biliyorum amca:
Öncelikle, Rabbim bana bir gönül vermiş. Kendisini bilmeyi nasip edip muhabbetini gönlüme yerleştirmiş.
Ben de gönlümde sadece O’na ve sevdiklerine yer vermeliyim,
O’nun istemeyeceği şeyleri gönlümden uzak tutmalıyım.
İkinci olarak bana verdiği dili razı olmayacağı sözlerden korumalıyım. Her zaman O’nu soylemeli, O’nu anlatmalıyım.
Son olarak bana verdiği bu bedeni onun razı olacağı şekilde kullanmalı, bir gün toprak olacak vücudumu
O’nun yolunda eskitmeliyim. Benim bildigim bundan ibaret.
- Ee evlâdım daha ne yapacaksın, başka bir şey kalmadı ki!
- Efendim yapmalıyım, etmeliyim diyorum ama, bal demekle ağız tatlanmıyor ki!
Gidilecek yolu bilmek ayrı, usuluyle yolda yürüyebilmek apayrı bir şey
Yine bilgisayar tabirleriyle söylemek gerekirse,
Şeytan denilen melun HACKER, benim sistemimde ki NEFS virusunu aktif hale getiriyor.
Üstesinden gelebilene aşk olsun. Etkili bir antivirus programı bulmam lazım belki de..
- Ben biliyorum, dedi Abdullah Hoca ve ekledi:
“NAMAZ”
Eveeet amca, “NAMAZ” anti-virus programlarından birisidir.
Hayat sistemine kurup, günde beş kere de bağlanırız
Böylece sürekli güncellenir.
Popularity: 11% [?]

Benim daha önce bu kadar fotoğraf çekmeyi seven bir arkadaşım olmadı. Peki neden istediği fotoğraf makinesine sahip olamasın ki ? Furkanın tek isteği Canon marka bir fotoğraf makinesi. Bu hayalini gerçekleştirmek için furkan’a sonuna kadar destek veriyoruz. Canon artık gör onu !
Furkan projesini şu şekilde açıklıyor.
“Kendimi bildim bileli fotoğraf çekmek istiyorum. Aklımda bir sürü kompozisyonla dolaşıyorum. Gördüğüm bütün güzel şeyleri hayalimde bir fotoğraf karesine sığdırıyorum. Yeni tanıştığım her yüz bana yeni bir fotoğrafı çağrıştırıyor. Gördüklerimi sizlere de gösterebilmem için, benim dünyamı sizinle paylaşabilmek içi tek bir şey eksik, bir Canon fotoğraf makinası.
Yıllardır bir Canon’um olsun istiyorum. Ama bir türlü o kadar parayı bir araya getiremedim. Sonra düşündüm de bazen parayı değil sizinle aynı şeyi isteyen insanları bir araya getirmeniz bir hayali gerçekleştirmek için daha etkili olabilir.
Ben de hayalimi paylaşan 2010 kişinin peşine düştüm. 2010 yüz, 2010 fotoğraf karesi… Hepsi yıllardır hayalini kurduğum Canon’a sahip olmak için.
Biliyorum Canon sonunda beni görecek ve ve ben sonunda dünyayı bir Canon’un vizöründen görebilicem.”
Sizce Canon furkanın bu hayallerini gerçekleştirmesine yardımcı olacak mı ?
Detaylar için Canon see him !
Popularity: 9% [?]
Yüzeylere temaslardan sonra elinizi, ağız ve burna götürmeyin. Ellerinizi sık sık yıkayın. Aşı için doktorunuzun önerilerini mutlaka uygulayın.
Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Füsun Zeynep Akçam, domuz gribinden, normal bir grip enfeksiyonunda uygulanan yüzeylere temaslardan sonra ellerin yıkanması gibi önlemlerle korunmanın mümkün olduğunu bildirdi.
Doç. Dr. Akçam, dünyada toplum sağlığını tehdit eden domuz gribine karşı herkesin önlem alması gerektiğini söyledi. Bireylerin, hijyenik koşullara dikkat etmeleri halinde hastalıktan korunabileceğine vurgu yapan Doç. Dr. Akçam, hastalığın yaşamsal risk oluşturacağı grupların, doktor kontrolünde mutlaka aşı yaptırması gerektiğini bildirdi. Doç. Dr. Akçam, ”Yüzeylere temaslardan sonra elinizi, ağız ve burna götürmeyin. Ellerinizi sık sık yıkayın. Aşı için doktorunuzun önerilerini mutlaka uygulayın” dedi.
Her yıl yaklaşık 500 milyon kişinin gribe yakalandığını, domuz gribinin de mevsimsel griple aynı şekilde yayıldığının düşünüldüğünü belirten Doç. Dr. Akçam, şöyle konuştu:
BULAŞMAYI ÖNLEMEK İÇİN
”Domuz gribinin belirtileri, insanlarda görülen grip belirtilerine benzer. Ateş, öksürük, boğaz ağrısı, yaygın vücut ağrısı, baş ağrısı, üşüme-titreme, yorgunluk gibi belirtileri içerir. Bazı vakalarda kusma ve ishal de görülebilir. Grip virüsleri insandan insana, özellikle öksürük ve hapşırma yoluyla bulaşmaktadır.
Grip virüsü bulaşan bir yere dokunulduktan sonra, eller ağız ya da buruna götürüldüğünde de hastalık bulaşabilir. Hasta kişiler, belirtilerin başlamasından bir gün öncesi ve 7 gün sonrasına kadar bulaştırıcıdırlar. Öksürük ve hapşırma yoluyla hasta kişinin tükürük zerrecikleri havaya yayılarak sandalye, masa gibi yüzeylere bulaşabilir. Kişi virüsün bulaştığı bir yere dokunduktan sonra ellerini ağzına, gözlerine veya burnuna sürerse virüs bulaşabilir. Bu yüzeylerde virüsün ne kadar süreyle canlı kalabileceğini etkileyen ısı, nem oranı, yüzey niteliği gibi pek çok faktör söz konusudur. Hasta kişinin temasının olduğu bu yüzeylere dokunulmamalı, herhangi bir sebeple dokunulduysa eller, yüze götürülmeden önce yıkanmalıdır.”
Grip virüsünün yayılmasını önlemek için, yüzeylerin (masalar, kapı kolları, banyo yüzeyleri, mutfak tezgahı, oyuncaklar vb) günlük temizlikte kullanılan deterjanlarla temizlenmesinin yeterli olduğunu savunan Doç. Dr. Akçam, günlük kullanılan temizlik maddeleri dışında klor, hidrojen peroksit, iyotlu antiseptikler ve alkol gibi bazı kimyasal maddelerin de etkili olduğunu kaydetti.
Hastalara ait çarşaf, çamaşır, havlu gibi eşyanın ayrı yıkanmasına gerek olmadığını söyleyen Doç. Dr. Zeynep Akçam, bu eşyaların yıkanmadan başkası tarafından kullanılmaması gerektiğini bildirdi. Doç. Dr. Akçam, hastanın çarşafları, çamaşırları değiştirildikten sonra ellerin mutlaka sabunlu suyla yıkanması gerektiğini belirterek, uyarılarını şöyle sürdürdü:
YILLIK AŞI İÇİN DOKTORUNUZUN ÖNERİSİNİ ALIN
”Öksürme ve hapşırma sırasında ağzınızı ve burnunuzu bir mendil ile kapatın. Tek kullanımlık mendil tercih edin ve mendilinizi kullandıktan sonra çöp sepetine atın. Öksürdükten ve hapşırdıktan sonra ellerinizi bol sabun ve suyla yıkayın. Alkol içeren el yıkama antiseptikleri de etkilidir. Kirli ellerinizle gözlerinize, burnunuza ve ağzınıza dokunmayın. Grip belirtilerin başlamasından 7 gün sonrasına ya da belirtilerinizin tamamen geçmesinden bir gün sonrasına kadar evde istirahat edin. Hastalığın bulaşmaması için çevrenizdeki kişilerden uzak durun. Kalabalık ortama gireceğiniz zaman basit cerrahi maske takın. Bulunduğunuz mekanı sık sık havalandırın. Toz dağılımına neden olacak kuru temizlik işlemlerinden kaçının. Çocuklarınıza mendil kullanma alışkanlığı kazandırın. Yıllık grip aşısı için doktorunuzun önerilerini alın.”
Doç. Dr. Füsun Zeynep Akçam, hastalığın yaşamsal risk oluşturduğu kişilerin, 65 yaşından büyükler, kronik hastalığı olanlar, kalp damar sistemi hastalıkları, akciğer hastalıkları, böbrek hastalıkları, diyabetliler, bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler, kanser hastaları, immunsüpresif ilaç kullananlar, steroid kullananlar, huzurevi, bakımevi vb. ortamlarda yaşayanların mutlaka aşı olması gerektiğini kaydetti.
Domuz gribine karşı Japon usulü selam
Domuz gribine karşı kişisel önlem olarak Japonlarda olduğu gibi tokalaşma ve kucaklaşma yapılmaması önerildi.
Samsun İl Sağlık Müdürü Mustafa Kasapoğlu, domuz gribinin, mevsimsel gribe göre ”öldürme oranının” düşük olmasına rağmen çok yüksek hızla yayıldığını, bu açıdan risk oluşturduğunu ifade etti.
Kasapoğlu, genel olarak gribin kişiden kişiye bulaşmasında tokalaşma ve kucaklaşmanın önemli rol oynadığına işaret ederek, domuz gribine karşı kişisel önlem olarak Japonlarda olduğu gibi tokalaşma ve kucaklaşma yapılmamasını önerdi.
KORUNMANIN İLK KURALI KİŞİSEL TEDBİR
Gribin bir üst solunum yolu enfeksiyonu olduğunu, hapşırma ve aksırma ile etrafa yayılan damlacıklarla bulaştığını anlatan Kasapoğlu, kişilerin tokalaşma, öpüşme, kucaklaşma ile bu hastalığı birbirlerine bulaştırdıklarını belirtti. Gripte kişisel tedbirlerin çok önemli olduğunun altını çizen Kasapoğlu, şunları söyledi:
”Kişiler el hijyenine çok önem vermeli, çok sık tekrarlamalı. Ellerimizi özellikle sıvı sabunla yıkamalıyız. Hapşırıkta, aksırıkta tek kullanımlık mendiller kullanmalıyız ya da ağzımızı kolumuzla kapatmalıyız. Kişisel eşyalarımızı; havlu, çatal, tabak, çarşaf gibi, başkaları ile paylaşmamalıyız.
Japonlarda özellikle selamlama dediğimiz seremonide kesinlikle tokalaşma ve kucaklaşma yok. Tokalaşma ve öpüşme gripte bulaşıcılığın hızlı seyretmesine yol açan iki hareket. Biz mevsimsel gribin ve domuz gribinin de artabileceğini ya da ülkemizde olabileceğini düşünürsek bu iki hareketi, tokalaşma ve kucaklaşmayı bugünlerde yapmasak daha iyi olur diyebilirim.”
NEZLE VE GRİP BİRBİRİNDEN AYRILMALI
Domuz gribi olduğu kaygısıyla, basit soğuk algınlığı olan hastaların bile polikliniklere akın edip etmeyeceği olasılığını da değerlendiren Kasapoğlu, bununla ilgili Samsun’da gerekli tedbirleri aldıklarını söyledi.
Olası bir salgına karşı hazırlıklarının ve planlarının tamam olduğunu belirten Kasapoğlu, polikliniklerde gereksiz yığılmaları önlemek için vatandaşlara ”nezle ile gribin” ayrımını anlatacaklarını vurguladı.
Nezlenin hafif semptomlarla atlatılabilen bir üst solunum yolu enfeksiyonu olduğunu ifade eden Kasapoğlu, şu bilgileri verdi:
”Grip 1-7 gün arasında semptom verir. Gripte kişilerde iş gücü kaybı gerçekleşir ve kişiler özellikle ateş, kas, eklem ağrısından şikayet ederler. Nezle hafif semptomlarla seyreder ve nezleli insanlar işlerine de devam ederler.”
Kasapoğlu, grip tedavisinin mevsimsel gripte ve domuz gribinde antiviral ilaçlarla yapıldığını belirterek, mevsimsel grip için bugünlerde grip aşısı yapılmasını önerdi.
Domuz gribine karşı kişisel tedbir alın
Sağlık Bakanlığı domuz gribi aşısının Türkiye’ye getirileceğini ve öncelikle risk grubundakilerin aşılanacağını açıkladı. Ancak aşı olsa da olmasa da hastalıktan korunmada genel tedbirler büyük önem taşıyor.
Memorial Hastanesi Klinik Laboratuvarlar Koordinatörü Doç. Dr. Kenan Keskin, “Domuz gribinin Türkiye’deki seyri” ve “Domuz gribine karşı alınması gereken önlemler” hakkında şunları söyledi:
Ülkemizde şu ana kadar 274 kişiye domuz gribi tanısı konulmuş ve bu vakalar Sağlık Bakanlığı’nın kayıtlarında yer almıştır. Bu hastaların önemli bir kısmı yurtdışında hastalık etkenini aldıktan sonra çeşitli nedenlerle ülkemize gelmiş ve tanı konulmuş hastalardır.
78 hastada ise yurtdışı öyküsü olmayıp hastalık etkenini Türkiye’de almışlardır. Yani bunlar yerli vakaları oluşturmaktadır.
Hastaların durumlarına göre tedavi ihtiyaçları belirlenmekte ve uygulanmaktadır. Hangi hastaya ne tedavi yapılması gerektiğine konunun uzmanı hekimler karar vermektedirler. Tedavide, virüse karşı etkili 1-2 ilaç kullanılmaktadır.
SU VE SABUNA DOKUNUN
Domuz gribinden korunmanın en etkin ve güvenli yolu kuşkusuz bu hastalığın aşısını yaptırmaktır. Ama henüz aşı ülkemizde bulunmadığından diğer koruyucu tedbirler daha büyük önem taşıyor. Bundan başka tek risk, domuz gribi bulaşma riski olmayıp pek çok enfeksiyon hastalığı da benzer yollarla bulaşmaktadır. Bu yüzden domuz gribi aşısı yaptırmış olsak da genel korunma tedbirlerinden vazgeçmemiz söz konusu değildir. Alınacak genel tedbirlerin en önemlileri şunlardır:
Ellerinizi, özellikle öksürdükten veya hapşırdıktan sonra su ve sabun ile sık sık yıkayın.
Öksürürken veya hapşırırken ağzınızı kağıt mendil ile kapatın. Kullandığınız mendili çöpe atın.
Öksürdükten veya hapşırdıktan ya da hasta olma ihtimali olan birisi ile el sıkıştıktan sonra, elinizi yıkayıncaya kadar; gözünüze, burnunuza veya ağzınıza sürmeyin. Virüs bu yolla bulaşabilmektedir.
Eğer kağıt mendiliniz yoksa veya çıkarıp kullanmaya fırsat bulamadıysanız, öksürürken veya hapşırırken ağzınızı elinizle kapatın ve hemen ellerinizi su ve sabunla iyice yıkayın.
Hasta kişilere yakın temastan sakının. Temas zorunlu ise maske ve eldiven kullanın, temas sonrası hemen ellerinizi su ve sabun ile yıkayın.
Grip belirtileri olursa hemen doktora veya hastaneye başvurun.
Eğer hasta iseniz evde kalın ve diğer kişilerle temasınızı sınırlandırın.
Ellerin su ve sabun ile yıkanması mikroplardan korunmanın en etkili, en ucuz ve en kolay yoludur. Ancak etkili olabilmesi için en az yarım dakika süreyle ve parmak araları da dahil olmak üzere her yerin iyice yıkanması gerekmektedir. Su ve sabun yerine alkol bazlı el dezenfektanları da kullanılabilir.
DOMUZ GRİBİNE KARŞI SEYAHAT ÖNERİLERİ
Seyahat planınızı yeniden gözden geçirin, hastalığın yaygın olarak görüldüğü bir ülkeye seyahat edecekseniz, seyahatinizi aşı yaptırana kadar erteleyiniz.
Seyahatinizi ertelemeniz söz konusu değilse, o zaman yukarıda belirtilen tedbirlere azami dikkat ve özeni gösterin.
Buna ek olarak yanınızda maske, eldiven, alkol bazlı el dezenfektanı ve kağıt mendil bulundurun.
Sağlık sigortanızın geçerlilik süresini ve gideceğiniz ülkede geçeli olup olmadığını kontrol edin.
Gittiğiniz ülkede bu konuda yapılan uyarıları takip edin ve yapılacak tavsiyelere uyun.
AŞI TÜRKİYE’DE
Dünyamızı tehdit etmeye devam eden, domuz gribine karşı artık koruyucu bir aşı geliştirilmiş bulunuyor. Ancak aşı henüz ülkemizde kullanıma sunulmuş değildir. Son günlerde dünya basınında bu yeni aşının yan etkileri ve güvenilirliği konusunda soru işaretleri olduğuna dair bazı spekülatif haberler yer almaktadır. Bununla ilgili olarak Dünya sağlık Örgütü tarafından bir açıklama yapılmış bulunuyor.
Bu açıklamaya göre; dünyada grip aşılarının yaklaşık 60 yıldır kullanıldığı belirtilmektedir Daha önceleri, bir aşının ruhsatlandırılması ve kullanıma sunulabilmesi için geçen sürenin tedricen daha uzun olduğu, buna karşılık günümüzde bilim ve teknolojideki ilerlemeler sayesinde bu aşamaların daha hızlı gerçekleştirildiği ifade edilmektedir.
Bilim ve teknolojideki bu gelişmelerin sonucunda yeni bir aşı geliştirilmesi, yeni geliştirilen aşının etkinlik ve güvenilirlik testlerinin tamamlanması ve kullanıma arz edilmesinin günümüzde daha kısa sürede başarılabildiği belirtilmiştir. Ayrıca domuz gribi aşısının tamamen yeni bir aşı olmadığı, sadece grip virüsünün farklı türleri ile hazırlanan bir aşı olduğu, bu yüzden sezonal grip aşıların hazırlanması ile ilgili bilgi ve tecrübelerden büyük ölçüde yararlanıldığı belirtilmektedir.
Dünya Sağlık Örgütü’nün açıklamasında; domuz gribi aşısının ruhsatlandırılması aşamasında etkinlik ve güvenilirliğin kanıtlanması için ihtiyaç duyulan tüm testlerin üretici firmalar tarafından, eksiksiz biçimde yapıldığı ve sonuçların belgelendiği bunların hiçbirinde bir esneklik gösterilmediği, ancak bu sonuçlar Dünya Sağlık Örgütü’ne sunulduktan sonra aşı için ruhsat verildiği bildirilmiştir.
Şimdiye kadar kullanılan grip aşılarının bazı hafif yan etkilerinin yanında çok ender görülen ve kişisel faktörlere bağlı gelişen bazı ağır yan etkilerin olabildiği, bunların domuz gribi aşılarının kullanımı sırasında da görülebileceği ifade edilmektedir. Meydana gelecek yan etkilerin sıklığı ve ciddiyeti ile ilgili kesin bilgiler ancak aşının yaygın olarak kullanılması sonucunda ortaya çıkacaktır.
Popularity: 10% [?]
Bu hatayı almanızdaki muhtemelen sebep insert sql cümlesinde girmiş olduğunuz veri , sizin veritabanında tanımlamış olduğunuzdan daha büyüktür.
Bu sorunu çözmek için ya alandaki veri boyutunu büyütün yada kullanıcının giriş yaptığı ekranda kısıtlamaya gidin. Çünkü çalışma anında sıkıntı yaratabilecek bir hata .
Örnek olarak Nvarchar(50) olarak tanımlamışsanız alanı. Ve buraya 51 karakterlik veri giriyorsanız , bu hatayı alırsınız.
Kolay gelsin.
Popularity: 15% [?]
Gerçekten çok güzel bir video.
Popularity: 10% [?]
Sql server veritabanı kullanan herkesin başına muhakkak gelen bir olaydır, log dosyalarının bozulması . Bu gibi bir durumda log dosyamız olmadan mdf dosyamızı başka bir veritabanına attach etmek sorun olur. Bunun için aşşağıdaki yöntemleri izleyebiliriz.
1.Mdf dosyamızla aynı isimde bir veritabanı yaratıyorız.
2.Sql serverımızı durdurup oluşan mdf dosyasının yerine kendi mdf dosyamızı koyuyoruz.
3.Sql serverımızı başlatıyoruz.
4. Aşşağıdaki scriptleri çalıştırıyoruz
USE [master] GO ALTER DATABASE [DATABASEADI] SET EMERGENCY GO ALTER DATABASE [DATABASEADI] SET SINGLE_USER GO DBCC CHECKDB ([DATABASEADI], REPAIR_ALLOW_DATA_LOSS) GO ALTER DATABASE [DATABASEADI] SET MULTI_USER GO ALTER DATABASE [DATABASEADI] SET ONLINE GO
Sql komutlarını çalıştırdıktan sonra aşşağıdaki gibi hata mesajları alacaksınız.
Msg 5173, Level 16, State 1, Line 1
One or more files do not match the primary file of the database. If you are attempting to attach a database, retry the operation with the correct files. If this is an existing database, the file may be corrupted and should be restored from a backup.
Log file ‘c:\Program Files\Microsoft SQL Server\MSSQL10.SQLEXPRESS2008\MSSQL\DATA\MyDatabase_log.ldf’ does not match the primary file. It may be from a different database or the log may have been rebuilt previously.
Warning: The log for database ‘MyDatabase’ has been rebuilt. Transactional consistency has been lost. The RESTORE chain was broken, and the server no longer has context on the previous log files, so you will need to know what they were. You should run DBCC CHECKDB to validate physical consistency. The database has been put in dbo-only mode. When you are ready to make the database available for use, you will need to reset database options and delete any extra log files.
DBCC results for ‘MyDatabase’.
Service Broker Msg 9675, State 1: Message Types analyzed: 14.
Service Broker Msg 9676, State 1: Service Contracts analyzed: 6.
Service Broker Msg 9667, State 1: Services analyzed: 3.
Service Broker Msg 9668, State 1: Service Queues analyzed: 3.
Service Broker Msg 9669, State 1: Conversation Endpoints analyzed: 0.
Service Broker Msg 9674, State 1: Conversation Groups analyzed: 0.
Service Broker Msg 9670, State 1: Remote Service Bindings analyzed: 0.
Service Broker Msg 9605, State 1: Conversation Priorities analyzed: 0.
… Long list of GBCC messages …
CHECKDB found 0 allocation errors and 0 consistency errors in database ‘MyDatabase’.
DBCC execution completed. If DBCC printed error messages, contact your system administrator.
———————–
Bu hata mesajlarına rağmen veritabanımız şuanda kullanıma hazırdır. Kolay gelsin ![]()
Şuradan alıntıdır.
Popularity: 27% [?]
Schengen antlaşması hakkında ayrıntılı bilgi için vikipedia ya başvurabilirsiniz .Schengen antlaşması nedir ?
Ben burada italyadan vize almak için gerekli işlemleri yazmaya çalışacağım.
Schengen vizesinin geçerli olduğu ülkeler :
Almanya, Avusturya, Belçika, Danimarka, Finlandiya, Fransa, Hollanda, İspanya, İsveç, İtalya, İzlanda, Lüksemburg, Norveç, Portekiz, Yunanistan, Çek Cumhuriyeti, Estonya, Macaristan, Letonya, Litvanya, Malta, Polonya, Slovakya, Slovenya.
Vizeyi ilk giriş yapacağınız ülkeden almak zorundasınız. Ben ilk önce italya ya giriş yapacağım o yüzden italyadan vize isteğinde bulundum. Bunun için IDATA adlı firmaya gidiyorsunuz. Italya için başvurular bu firma üzerinden yapılıyor. Gerçekten çok fazla yardımcı oluyorlar size. Görevlileri çok ilgililer sizinle. Gerekli evrakları tamamladığımızı düşündükten sonra idata ya belgelerin teslimi için yola çıktık. Bunun için herhangi bir rezervasyon yaptırmanıza gerek yok . Direk olarak idata ya gidebiliyorsunuz. Eğer çalışan olarak başvuruyorsanız işiniz gerçekten zor . Şirketten olmadık belgeler istiyorlar.
Öğrenci İçin ;
1. Dilekçe.
2. Okuldan alınmış öğrenci belgesi.
3. Ebeveynlerin iş durumunu gösteren belgeler.
4. Ebeveynlerin mal varlıkları belgeleri ( Tapu , araç ruhsatı , Banka hesap cüzdanları )
5. Ebeveynlerden çocuklarının seyahatini bildiğine ve izin verdiğine dair yazılı kağıt. (Yazının altına anne ve babanın imzası)
6. Anne ve babanın üzerinde imzası bulunan bir belge ( Ben ehliyetlerinin fotokopisini verdim , oluyormuş )
7.Anne ve babaya ait maaş bordroları. ( Babam emekli bankadan aldığı maaş kağıdını verdim)
8.2 adet vesikalık fotoğraf.
9.En az 30.000 € tutarında seyahat sigortası ( Ak sigortadan 40 TL ye yaptırdık)
Öğrenci için yukarıdaki belgeler yeterli. Ayrıca dilekçenizde tam olarak nerelerde bulunacağınızı ve kalacağınızı ayrıntılı biçimde yazmanızı istiyorlar.
Ve Çalışan için gerekli belgeler;
2 vesikalık fotoğraf
Faaliyet Belgesi (Orjinali olacak)
İmza Sirküleri (Orjinal olacak)
Aylık Sigortalı işe giriş bildirgesi fotokopisi
Ticaret sicil Gazetesi (Orjinal olacak)
Firma Dilekçesi (orijinal antetli kağıda yazılmalıdır)
Maaş bordrosu.
Vergi Levhası fotokopisi
En az 30.000 € tutarında seyahat sigortası
Bankadan varlık belgesi . Bunun için arkadaşlar 2 kez gittiler. Bankaya belirtin durumu ve imzalayıp kaşelesinler.
Yukarıdaki belgeleri tamamlayıp idata’ya başvuruda bulunabilirsiniz. Size italyan konsolosluğundan 1 hafta sonraya randevu verecekler. Ve gidip sonucu göreceksiniz. Vize biraz zorladı ama sonunda vizemizi verdiler bize . Hemde mülakata girmeden . Çünkü idata’dan bize schengen vizesini ilk kez aldığınız için kesinlikle mülakata gireceksiniz denmişti. Ama gidip 10 dk içinde aldık italyan konsolosluğundan vizelerimizi
Şimdi 31.temmuzu bekliyoruz. Gezide günlük tutacağım büyük ihtimal . Burdan size gördüklerimi yazmaya çalışacağım.
Popularity: 23% [?]
Geçen gün facebook’tan paylaşılan beğendiğim bir videoyu bilgisayarıma nasıl indiririm diye düşünürken bu iş için bir firefox eklentisi yapılmış olduğunu farkettim. Buradan eklentiyi indirip kurarsanız . Facebook videolarınızda ekran değişecek .

Ve videoları bilgisayarınıza indirebileceksiniz.
Popularity: 50% [?]
1917 yılıydı ; Birinci Dünya Savaşı devam ediyor,hayat giderek zorlaşıyordu ve zorlaşan hayat kadınları da çalıştırmaya zorluyordu. Kadınlar, öte yandan,fabrikalar için daha ucuz işgücü demekti ve her geçen gün iş hayatında daha çok yer alıyorlardı.
Birçok kadın gibi Grace Fryer da bir fabrikada iş bulmuş , çalışıyordu. New jersey radyum fabrikasında iş , düşük ücretli olsa da iyi bir iş sayılırdı. Grace ile birlikte yaklaşık elli kadın işçinin görevi saat kadranlarındaki akrep , yelkovan ve rakamları boyamaktan ibaretti.İçinde radyum tozu bulunan bir solüsyona fırça batırıp bununla boyama yapıyorlardı;böylece karanlıkta parlayan radyum sayesinde saatlerin rakamları görülebiliyordu.İnce bir fırça kullanmalarına rağmen radyum solüsyonu çoğu zaman dağılıyor,çizgilerden taşıyordu.Pratik bir çözüm yolu buldular;fırçayı dudaklarında ıslatıp kullanarak bu sorunun üstesinden geliyorlardı.Radyum tatsız ve kokusuz bir şeydi,hiçbir rahatsızlık duymuyorlardı.Bu kadar küçük ve masum bir şeyin hayatlarını kabusa çevireceğini nerden bilebilirlerdi?
Karanlıkta ışıldayan saatler özellikle cephedeki askerlerin çok işine yarıyordu.Saatleri boyamanın dışında , zamanla başka şeyler de keşfediyorlardı.Burun sildikleri mendiller gibi,radyum bulaşan tırnakları ve dudakları da karanlıkta parlıyordu.Radyum bu arada içten içe gizlice yerleşmeye devam ediyordu.
1902′de Paris’e seyahat eden William J.Hammer , yanında çok değerli bir hediyeyle dönmüştü.Bir miktar radyum kristalinden ibaret olan bu değerli hediye Pierre ve Marie Curie tarafından verilmişti. Radyoaktivite yeni tanın bir şeydi ve tehlikeleri henüz bilinmiyordu, fakat kendiliğinden yaydığı mevi-yeşil ışıltı heyecan vericiydi. Hammer radyumu bir miktar zamk ve çinkosülfat ile karıştırılarak karanlıkta parlayan bir boya elde etti. ABD radyum şirketi bu reçeteyi önce ordudaki askere gece görülebilen saatler üretmek için , daha sonraları da kapı numaraları , oyuncak bebek gözleri gibi çok çeşitli sivil gereçlerde kullanmaya başladı. Yıllar içinde radyumun tehlikeleri öğrenilmişti, ancak radyum şirketi (US Radium Corp.) boyalarda kullandıkları radyoaktif elementin kesinlikle zararsız miktarlarda olduğunu temin ediyordu. Ürünler için bu teminat doğru olsa bile çalışanlar çok daha yüksek doslara meruz kalıyorlardı. New Jersey’deki fabrikada Grace’in de içlerinde olduğu yüzlerce kadın işçi çalışıyordu. Diğer yandan,fabrika yöneticileri ve kimyagerler kullandıkları materyalin uranyumdan bir milyon kere daha aktif olduğunu biliyorlardı ve potansiyel tehlikelerin farkındaydılar. Bu yüzden kendilerini maskeler ve panellerle koruyorlardı.
1920′de Grace radyum fabrikasından ayrılarak daha yüksek ücretli başka bir işe girdi.Fakat üç yıldır çalıştığı işte vucuduna yerleşen davetsiz misafiri de onu takip ediyordu.Bir süre sonra Grace’in çenesi ağrımaya başladı,ağzının içinde de apseler oluşmuştu. Ağrılar giderek artarken, dişleri sallanmaya ve birer birer dökülmeye başladı. Henüz yirmili yaşlarındaydı, sağlıklıydı ama sanki büyük bir hızla ihtiyarlıyor gibiydi. Dayanılmaz ağrılardan ve aynadaki görüntüsünden dehşete kapılıyordu.
Doktorlar daha önce böyle bir şey görmemişti; Grace’in çene röntgeninde kemikler erimiş, bal peteği gibi gözeneklenmişti. Teoriler üretiliyor ama teşhis bir türlü konulamıyordu. Sonraki birkaç yıl içinde aynı bölgeden çok benzer başka hastaların da çıkması üzerine , bir diş doktoru Grace’in maruz kaldığı bir kimyasal maddenin buna yol açabileceğini düşünerek geçmişte çalıştığı işleri sorguladı. Durum çarpıtıcıydı; diğer hastalar da aynı dönemlerde Grace ile aynı fabrikada çalışmışlardı.Gerisi çorap söküğü gibi geldi ve çok geçmeden bu kadınların işyerinde bilinçsiz ve kontrolsüz kullanılan radyumdan zehirlendikleri anlaşıldı. Korkunç bir şey daha vardı ki, yüzlerce kişi aynı yerde hiç bilmeden ölüme doğru çalışıp duruyordu.
Çok geçmeden fabrika idaresi durumdan haberdar olmuş,ortaya çıkan hastalığın sebebini gizlemek için çaba sarfetmeye başlamıştı.Hastalanan kadınların frengi oldukları dedikodusunu yayarak onları küçük düşürmeye çalışıyorlardı.Birçok doktor ve dişhekimi de durumu bildikleri halde bu büyük şirketin gücü karşısında ne yazık ki susmayı tercih ediyor, haksız ve insafsız bir karalama kampanyasına seyirci kalıyorlardı.
Fabrika yöneticilerine karşı haklarını savunacak bir avukat bulabilmesi Grace’in tam iki yılını aldı. Aynı şekilde
zarar gören dört kadının daha katılımıyla 1927′de dava nihayet açılabildi. Mağdurların her biri için 250.000 dolar talep ediliyordu. Dava çok tavaş ilerliyor , hastaların durumu bu arada giderek kötüleşiyordu. Ocak 1928′de ilk kez duruşmaya çıktıklarında ikisi yatalak durumdaydı, diğerlerinin ise yemin ederken kollarını kaldıracak takatleri yoktu ve ağzında tek bir diş bile kalmamış olan Grace ancak yardımla yürüyebiliyordu.
Tablo öylesine acıklıydı ki Grace ve diğer dört kadın gazete manşetlerine taşındı; onlar artık “Radyum Kızları” olarak anılıyor,fakat ölüyorlardı.Duruşmaların sürekli ileri tarihlere ertelenmesi çaresizliğin üstüne ekleniyor ve kamuoyunun tepkisi büyüyordu.Mağdurların davanın sonunu görebilme ümitleri gitgide zayıflıyordu. Dava avukatı mahkemenin seyrini beklemeden şirket yetkilileri ile anlaşmak zorunda kaldı.Her bir mağdura hastane ve mahkeme giderleri dışında 10.000 dolar ödenmesine karar verilerek dava kapatıldı.
Grace ve dört arkadaşı birkaç yıl arayla hayata veda ettiler. Onlardan başka kesin sayıları bilinmeyen birçok fabrika işçisi daha radyum kurbanı oldu. Sonraki yıllarda yapılan araştırmalar,radyumun vucut içinde kalsiyuma benzer biçimde dişler ve kemiklerde biriktiğini ve bu dokuları tahrip ettiğini ortaya koyacaktı.
1934′te Marie Curie de radyasyonun kemik iliğini tahrip etmesi sonucu hayata veda etti. Yarılanma ömrü 1600 yıl olan radyum 1968′e kadar saat yapımında kullanılmaya devam etti.
Grace ve diğer radyum kızlarının hikayesi sivil toplum örgütlerinin, işyeri güvenliği ve meslek hastalıklarına karşı işçi hakları mücadelesinde çıkış noktası oldu .
NTV bilim dergisi haziran sayısındaki yazıyı sizlerle paylaştım. Bu arada dergiyi çok beğendim ve sanırım bundan sonra her ay takip edeceğim . Sizlere de tavsiye ederim.
Popularity: 83% [?]