1917 yılıydı ; Birinci Dünya Savaşı devam ediyor,hayat giderek zorlaşıyordu ve zorlaşan hayat kadınları da çalıştırmaya zorluyordu. Kadınlar, öte yandan,fabrikalar için daha ucuz işgücü demekti ve her geçen gün iş hayatında daha çok yer alıyorlardı.
Birçok kadın gibi Grace Fryer da bir fabrikada iş bulmuş , çalışıyordu. New jersey radyum fabrikasında iş , düşük ücretli olsa da iyi bir iş sayılırdı. Grace ile birlikte yaklaşık elli kadın işçinin görevi saat kadranlarındaki akrep , yelkovan ve rakamları boyamaktan ibaretti.İçinde radyum tozu bulunan bir solüsyona fırça batırıp bununla boyama yapıyorlardı;böylece karanlıkta parlayan radyum sayesinde saatlerin rakamları görülebiliyordu.İnce bir fırça kullanmalarına rağmen radyum solüsyonu çoğu zaman dağılıyor,çizgilerden taşıyordu.
Pratik bir çözüm yolu buldular;fırçayı dudaklarında ıslatıp kullanarak bu sorunun üstesinden geliyorlardı.Radyum tatsız ve kokusuz bir şeydi,hiçbir rahatsızlık duymuyorlardı.Bu kadar küçük ve masum bir şeyin hayatlarını kabusa çevireceğini nerden bilebilirlerdi?
Karanlıkta ışıldayan saatler özellikle cephedeki askerlerin çok işine yarıyordu.Saatleri boyamanın dışında , zamanla başka şeyler de keşfediyorlardı.Burun sildikleri mendiller gibi,radyum bulaşan tırnakları ve dudakları da karanlıkta parlıyordu.Radyum bu arada içten içe gizlice yerleşmeye devam ediyordu.
1902′de Paris’e seyahat eden William J.Hammer , yanında çok değerli bir hediyeyle dönmüştü.Bir miktar radyum kristalinden ibaret olan bu değerli hediye Pierre ve Marie Curie tarafından verilmişti. Radyoaktivite yeni tanın bir şeydi ve tehlikeleri henüz bilinmiyordu, fakat kendiliğinden yaydığı mevi-yeşil ışıltı heyecan vericiydi. Hammer radyumu bir miktar zamk ve çinkosülfat ile karıştırılarak karanlıkta parlayan bir boya elde etti. ABD radyum şirketi bu reçeteyi önce ordudaki askere gece görülebilen saatler üretmek için , daha sonraları da kapı numaraları , oyuncak bebek gözleri gibi çok çeşitli sivil gereçlerde kullanmaya başladı. Yıllar içinde radyumun tehlikeleri öğrenilmişti, ancak radyum şirketi (US Radium Corp.) boyalarda kullandıkları radyoaktif elementin kesinlikle zararsız miktarlarda olduğunu temin ediyordu. Ürünler için bu teminat doğru olsa bile çalışanlar çok daha yüksek doslara meruz kalıyorlardı. New Jersey’deki fabrikada Grace’in de içlerinde olduğu yüzlerce kadın işçi çalışıyordu. Diğer yandan,fabrika yöneticileri ve kimyagerler kullandıkları materyalin uranyumdan bir milyon kere daha aktif olduğunu biliyorlardı ve potansiyel tehlikelerin farkındaydılar. Bu yüzden kendilerini maskeler ve panellerle koruyorlardı.
1920′de Grace radyum fabrikasından ayrılarak daha yüksek ücretli başka bir işe girdi.Fakat üç yıldır çalıştığı işte vucuduna yerleşen davetsiz misafiri de onu takip ediyordu.Bir süre sonra Grace’in çenesi ağrımaya başladı,ağzının içinde de apseler oluşmuştu. Ağrılar giderek artarken, dişleri sallanmaya ve birer birer dökülmeye başladı. Henüz yirmili yaşlarındaydı, sağlıklıydı ama sanki büyük bir hızla ihtiyarlıyor gibiydi. Dayanılmaz ağrılardan ve aynadaki görüntüsünden dehşete kapılıyordu.
Doktorlar daha önce böyle bir şey görmemişti; Grace’in çene röntgeninde kemikler erimiş, bal peteği gibi gözeneklenmişti. Teoriler üretiliyor ama teşhis bir türlü konulamıyordu. Sonraki birkaç yıl içinde aynı bölgeden çok benzer başka hastaların da çıkması üzerine , bir diş doktoru Grace’in maruz kaldığı bir kimyasal maddenin buna yol açabileceğini düşünerek geçmişte çalıştığı işleri sorguladı. Durum çarpıtıcıydı; diğer hastalar da aynı dönemlerde Grace ile aynı fabrikada çalışmışlardı.Gerisi çorap söküğü gibi geldi ve çok geçmeden bu kadınların işyerinde bilinçsiz ve kontrolsüz kullanılan radyumdan zehirlendikleri anlaşıldı. Korkunç bir şey daha vardı ki, yüzlerce kişi aynı yerde hiç bilmeden ölüme doğru çalışıp duruyordu.
Çok geçmeden fabrika idaresi durumdan haberdar olmuş,ortaya çıkan hastalığın sebebini gizlemek için çaba sarfetmeye başlamıştı.Hastalanan kadınların frengi oldukları dedikodusunu yayarak onları küçük düşürmeye çalışıyorlardı.Birçok doktor ve dişhekimi de durumu bildikleri halde bu büyük şirketin gücü karşısında ne yazık ki susmayı tercih ediyor, haksız ve insafsız bir karalama kampanyasına seyirci kalıyorlardı.
Fabrika yöneticilerine karşı haklarını savunacak bir avukat bulabilmesi Grace’in tam iki yılını aldı. Aynı şekilde
zarar gören dört kadının daha katılımıyla 1927′de dava nihayet açılabildi. Mağdurların her biri için 250.000 dolar talep ediliyordu. Dava çok tavaş ilerliyor , hastaların durumu bu arada giderek kötüleşiyordu. Ocak 1928′de ilk kez duruşmaya çıktıklarında ikisi yatalak durumdaydı, diğerlerinin ise yemin ederken kollarını kaldıracak takatleri yoktu ve ağzında tek bir diş bile kalmamış olan Grace ancak yardımla yürüyebiliyordu.
Tablo öylesine acıklıydı ki Grace ve diğer dört kadın gazete manşetlerine taşındı; onlar artık “Radyum Kızları” olarak anılıyor,fakat ölüyorlardı.Duruşmaların sürekli ileri tarihlere ertelenmesi çaresizliğin üstüne ekleniyor ve kamuoyunun tepkisi büyüyordu.Mağdurların davanın sonunu görebilme ümitleri gitgide zayıflıyordu. Dava avukatı mahkemenin seyrini beklemeden şirket yetkilileri ile anlaşmak zorunda kaldı.Her bir mağdura hastane ve mahkeme giderleri dışında 10.000 dolar ödenmesine karar verilerek dava kapatıldı.
Grace ve dört arkadaşı birkaç yıl arayla hayata veda ettiler. Onlardan başka kesin sayıları bilinmeyen birçok fabrika işçisi daha radyum kurbanı oldu. Sonraki yıllarda yapılan araştırmalar,radyumun vucut içinde kalsiyuma benzer biçimde dişler ve kemiklerde biriktiğini ve bu dokuları tahrip ettiğini ortaya koyacaktı.
1934′te Marie Curie de radyasyonun kemik iliğini tahrip etmesi sonucu hayata veda etti. Yarılanma ömrü 1600 yıl olan radyum 1968′e kadar saat yapımında kullanılmaya devam etti.
Grace ve diğer radyum kızlarının hikayesi sivil toplum örgütlerinin, işyeri güvenliği ve meslek hastalıklarına karşı işçi hakları mücadelesinde çıkış noktası oldu .
NTV bilim dergisi haziran sayısındaki yazıyı sizlerle paylaştım. Bu arada dergiyi çok beğendim ve sanırım bundan sonra her ay takip edeceğim . Sizlere de tavsiye ederim.
Cool post, just subscribed.